Yazı

Camda Bir Gül Bahçesi: Beykoz Gülabdanı

Koyu bir fon önünde, pembe güller, mavi unutmabeniler ve yaldızlı yapraklarla bezeli beyaz, armut biçimli bir gülabdan duruyor.

Beyaz camın üzerinde önce pembe bir gül beliriyor; göz biraz oyalanınca mavi unutmabeniler ve altın renkli yapraklar da kendini gösteriyor. Corning Cam Müzesi’nin koleksiyonundaki bu gülabdanın ince, armut biçimli gövdesi, çiçeklere sakin bir zemin sunuyor. Gülabdan, gül suyu serpmek için kullanılan küçük bir şişe. Dolayısıyla yüzeyindeki güllerle kabın işlevi arasında hoş bir bağ kuruluyor: çiçeğin görüntüsü, kabın taşımak üzere tasarlandığı suyu hatırlatıyor. Corning Cam Müzesi, Museum With No Frontiers

Takılara meraklı bir göz için bu bakma deneyimi tanıdık gelebilir. Küçük bir nesne önce bütünüyle etkiler; ardından bir renk, bir kıvrım ya da yaprak ayrıntısı dikkati üzerinde toplar. Burada da buket, bir mücevherdeki taş kümesi gibi bakışın odağına yerleşiyor. Bir broşun ayrıntılarıyla ilgilenirken duyulan keyif, bu şişenin çiçeklerine de taşınabilir.

Beyazın üzerinde iki buket

Müze, 55.1.20 envanter numaralı gülabdanın üretim yerini İstanbul, Beykoz olarak kaydediyor ve yapımını 1789–1858 aralığına tarihliyor. Yüksekliği 20,6 santimetre. Opak beyaz camın üzerindeki renkli emaye bezemeler ve yaldızlar arasında iki ana buket bulunuyor. Her birinin merkezinde pembe bir gül, çevresinde unutmabeniler ve papatyayı andıran çiçekler yer alıyor. Corning Cam Müzesi

Büyük gül, buketin içinde gözün dönebileceği bir merkez oluşturuyor. Küçük çiçekler ise bakışı bu merkezden çevreye doğru taşıyor. Beyaz zemin, pembe ve mavinin arasında bir ferahlık duygusu bırakırken altın renkli dokunuşlar kompozisyona küçük vurgular ekliyor. Camda bir bahçe benzetmesi de buradan doğuyor: çiçeklerin birlikte kurduğu görüntü, bir kabın sınırları içinde kendi alanını buluyor. Göz, her dönüşte aynı buketin başka bir ayrıntısına takılabiliyor.

Buketler için genişleyen gövde, yukarıda ince bir boyna dönüşüyor. Bu geçişte, bol çiçekli bezeme ile zarif siluet arasında bir denge hissediliyor. Takı seven biri için çekici olabilecek ilişki de burada: renk ve desen ne kadar oyalayıcı olursa olsun, nesnenin dış çizgisi de dikkat çekiyor. Tek bir yaprağa odaklanan göz, biraz sonra şişenin tamamını yeniden görmek isteyebiliyor.

Çiçeklerin ardındaki Beykoz

Katalogdaki Beykoz adı, bizi İstanbul’un cam üretimi tarihine götürüyor. Museum With No Frontiers, Beykoz’daki ilk cam atölyesinin III. Selim’in 1789–1807 yılları arasındaki saltanatı sırasında Mevlevi dervişi Mehmed Dede tarafından kurulduğunu belirtiyor. Aynı kaynak, bölgedeki atölyelerde Avrupalı cam ustalarının da çalıştığını; renkli, renksiz ve opal camdan kaplar üretildiğini kaydediyor. Museum With No Frontiers

Bu çeşitlilik, Ankara Etnografya Müzesi’ndeki başka bir Beykoz gülabdanıyla daha somut bir görünüm kazanıyor. On dokuzuncu yüzyıla ait örnek, yeşil camdan yapılmış ve ibrik biçiminde. Gövdesinde kesme çiçek bezemeleri ile çeşitli renklerde çiçek motifleri bulunuyor. Corning’deki beyaz şişeyle zihinde yan yana getirildiğinde, aynı işleve sahip kaplarda camın rengi, biçim ve çiçek süslemesi arasında kurulabilecek farklı ilişkiler belirginleşiyor. Museum With No Frontiers

Gülabdanlar, Beykoz üretimine ilişkin yazılı anlatılarda da karşımıza çıkıyor. İstanbul Ansiklopedisi, Nureddin Rüşdi Büngül’ün 1939 tarihli Eski Eserler Ansiklopedisi adlı eserinden bilgiler aktarıyor. Bu anlatıda gülabdanlar, kâseler, bardaklar ve şişelerle birlikte Beykoz ürünleri arasında sayılıyor. Böylece Corning’deki örneği çevreleyen daha geniş bir cam eşya dünyası görünür oluyor. Küçük çiçekli şişe, bu çeşitliliğin içinde kendine özgü biçimiyle düşünülebiliyor. İstanbul Ansiklopedisi

Boynun içindeki ayrıntı

Corning gülabdanında, buketler kadar dikkat çekmeyen bir başka özellik daha var. Boynun üst kısmının iç yüzeyi, vidalanan bir tıpayı kabul edecek biçimde dişli. Müzenin teknikler listesinde cam üfleme, ek parça uygulaması, emaye bezeme, yaldızlama ve vida dişi açma yer alıyor. Corning Cam Müzesi

Bu küçük özellik, çiçeklere dalmış olan bakışı bir an için kabın yapısına yöneltiyor. Boyanmış bir yaprak ile tıpanın oturacağı bölüm, aynı şişede farklı nedenlerle ilgi uyandırıyor. Gülabdanı zihinde tamamlayan şey de bu birliktelik: yüzeyindeki çiçekler kadar, belirli bir kullanım için düşünülmüş biçimi. Süsleme ile işlevin yan yana gelişi, nesneye duyulan merakı biraz daha artırıyor.

Bir odanın içinde

Metropolitan Sanat Müzesi’ndeki bir başka gülabdan, benzer nesnelerin nasıl bir çevrede düşünülebileceğine dair bir kapı açıyor. 91.1.1544 numaralı, 22,2 santimetre yüksekliğindeki örneğin tarihlemesi 18. yüzyıl sonu–19. yüzyıl olarak veriliyor. Beykoz, olası üretim yeri olarak belirtiliyor. Müze bu şişeyi, Osmanlı döneminde Suriye’de varlıklı kesimin evlerindeki kabul odalarının açık nişlerinde sergilenen nesnelerin tipik bir örneği olarak tanımlıyor. Metropolitan Sanat Müzesi

Bu bilgi, Metropolitan’daki ayrı örneğe ait. Corning gülabdanıyla birlikte düşünüldüğünde ise hayalimizde küçük bir mimari çerçeve kuruyor: süslü bir kap, bir odanın düzeni içinde yerini alıyor. Bu hayalî çerçevede önce kabın bütünü beliriyor; bakış yaklaştıkça pembe gül yeniden öne çıkıyor.

Küçük, güzel eşyalardan hoşlanan biri için gülabdanın çekiciliği biraz da bu değişen bakışta. Önce şişe, sonra buket, ardından tek bir yaldızlı yaprak dikkati tutuyor. Bir gül suyu kabına sığan bahçe, ayrıntılarında oyalanmaya yetecek kadar genişliyor.