Yazı

Belde açan bahçeler: Osmanlı kemer tokaları

Yeşim plakalar, kırmızı spineller ve altın çiçeklerle bezeli iki parçalı oval bir toka, koyu renk ipeğin kıvrımları üzerinde duruyor.

Altından bir çiçek, ortasında kırmızı bir taş, yeşim üzerinde kıvrılan ince bir dal… Osmanlı kemer tokasının ayrıntıları, bakışı bir süre daha üzerinde tutuyor. Sadberk Hanım Müzesi’ndeki iki parçalı oval tokada çiçeklerle yapraklar küçük bir bahçeyi andırıyor. Müze kaydına göre İstanbul’da, 16. yüzyılın sonlarında yapılmış bu eser, bitkisel bezemeyi bir giysi aksesuarının ölçülerine sığdırıyor. Bahçe benzetmesi de buradan doğuyor: taşlar arasında ilerleyen altın çizgiler, tek tek süslerden oluşan bir yüzeye bütünlük veriyor. Sadberk Hanım Müzesi

Bu toka, çiçeklerden giyime, giyimden insanın sahip olduğu değerlere uzanan bir hikâyenin başlangıcı olabilir. Müze koleksiyonlarındaki örnekler birlikte düşünüldüğünde, bir takının güzelliğiyle kullanımı arasındaki bağ belirginleşiyor. Tokanın ön yüzü kadar bağlantısı, giysideki yeri kadar maddi karşılığı da merak uyandırıyor.

Ön yüzde çiçekler, arkada bağlantı

Sadberk Hanım Müzesi’ndeki tokanın ölçüleri 18,8 × 6,9 santimetre. Gümüşün üzerini altın bir levha kaplıyor; yeşim plakaları, çiçek biçimli altın yuvalara yerleştirilmiş düz kesimli spineller süslüyor. Çiçekleri birbirine bağlayan altın kakma dallara kıvrımlı yapraklar eşlik ediyor. Plakaların çevresinde ise kabartma yapraklar ve başka spineller bulunuyor. Göz, dalların çizgisini izleyerek bir taştan ötekine geçebiliyor; böylece bezemenin parçaları arasında küçük bir gezinti başlıyor. Sadberk Hanım Müzesi

Arka yüzde oldukça somut bir düzen var. Kayar bir pim iki parçayı birleştiriyor, ayrı halkalar da kemerin geçmesini sağlıyor. Bu bağlantı, çiçekli yüzeyin giyilebilir bir eşyanın parçası oluşunu açıklıyor. Ön yüzün ayrıntıları seyretme isteği uyandırırken arka taraf, tokanın görevini nasıl yerine getirdiğini gösteriyor. Eseri ilgi çekici kılan şeylerden biri de bu birliktelik: bezemenin inceliği, parçaları bir arada tutan düzenle aynı nesnede buluşuyor. Sadberk Hanım Müzesi

Frankfurt’taki Museum Angewandte Kunst koleksiyonunda bulunan, yaklaşık 1600 tarihli bir başka İstanbul tokasında altın, nefrit türü yeşim ve yakut bir araya geliyor. Katalog, kalem işi, kazıma, lehimleme, kabartma ve kakma tekniklerini sıralıyor. Bu kısa liste, tek bir aksesuarda ne kadar çeşitli işçiliğin toplandığını düşündürüyor. İki kaydın taşları ayrı ayrı adlandırması da anlamlı: Frankfurt örneğinde yakut, Sadberk Hanım Müzesi’ndekinde spinel var. Yakından bakmanın keyfi, her eserin kendine özgü ayrıntılarında biraz daha derinleşiyor. Museum Angewandte Kunst, Sadberk Hanım Müzesi

Giysinin içinde bir mücevher

LACMA’daki Türkiye yapımı, 17. yüzyıl sonuna tarihlenen toka farklı bir malzeme birlikteliği sunuyor: yaldızlı çelik, yeşim, firuze ve mercan. Üç loblu büyük biçimi, gösterişli bir süslemenin çelik bir gövde üzerinde de yer bulabildiğini gösteriyor. Burada ele alınan örneklerde altın, gümüş ve çeliğin yer alması, ilk bakıştaki zenginlik izleniminin ardında farklı malzemeler bulunduğunu hatırlatıyor. LACMA, Sadberk Hanım Müzesi, Museum Angewandte Kunst

LACMA’nın açıklaması, böyle büyük tokaları varlıklı Osmanlı kadınlarının ev içi kıyafetleriyle ilişkilendiriyor. Toka; saydam ipek bir iç gömleği, bedene oturan uzun kollu bir üstlüğü, bol şalvarı, bunlarla uyumlu kaftanı ve baş örtüsünü içerebilen giyim bütününü tamamlıyordu. Kemeriyle birlikte servetin ve toplumsal konumun görünür bir işaretiydi. Kemer, ince işlemeli bir mendilin sergilenmesine de imkân veriyordu. Bu küçük ayrıntı, müze nesnesini giysilerin arasına yerleştiriyor: bel hizasında kumaş, nakış ve mücevher aynı görünümün parçaları oluyor. LACMA

Taşınabilen servet

LACMA’nın ele aldığı 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı çeyiz kayıtlarında kemerlere sıkça rastlanıyor. Günümüze ulaşan listelerde değerleri, metal ağırlığıyla taşların ya da incilerin niteliğine göre kaydedilmiş. Böylece beğenilen bir aksesuar, kadının sahip olduğu varlıklar arasında belirli bir maddi karşılık da buluyordu. Bir çiçeğin ayrıntısına bakmakla bir kayıttaki değeri okumak, aynı eşyanın iki farklı yönünü düşünmeye davet ediyor. LACMA

Müze ayrıca kadınların ihtiyaç zamanlarında bu değerli eşyaları paraya çevirebildiğini veya metallerinden yararlanmak üzere erittirebildiğini belirtiyor. Bu olasılık, süslü yüzeye başka bir anlam katıyor: güzellik, gerektiğinde kullanılabilecek bir kaynağı da içinde taşıyordu. Bu bilgi, değerli bir eşyanın insan hayatındaki pratik yerini düşünmek için yeterli. LACMA

Kemerin törensel bir yönü de vardı. Museum With No Frontiers, Osmanlı sarayında rütbe yükselmesi veya önemli mesleki başarılar için kemer kuşatma töreniyle kemer verildiğini kaydediyor. Böyle bir bağlamda kemer, kişinin konumundaki değişimin ve gördüğü takdirin işareti oluyordu. Discover Islamic Art

Bir nar ve olası anlamı

Kanellopulos Müzesi’ndeki 6,5 santimetre yüksekliğinde bir toka, çiçekli bezemeyi daha küçük bir kompozisyonda topluyor. 17. yüzyılın ikinci yarısıyla 18. yüzyılın başı arasına tarihlenen eser, katalogda İstanbul kuyumcularıyla ilişkilendiriliyor. Orta bölümü nar biçiminde. Üzerindeki altı taç yapraklı mine çiçeğin merkezinde bir lal taşı bulunuyor; sekiz lal taşı daha yaprakların çevresinde çift sıra hâlinde yer alıyor. Meyvenin biçimiyle çiçeğin düzeni, aynı küçük yüzeyde üst üste geliyor. Kanellopulos Müzesi

Müze, bu tür kemerleri kadın giyimiyle ilişkilendiriyor ve nar biçiminin muhtemelen doğurganlığa gönderme yaptığını söylüyor. Buradaki “muhtemelen” sözcüğü anlamlı: bu bağlantının bir yorum olduğunu hatırlatıyor. Yorum, esere olası bir anlam kazandırırken kesinlik taşımayan noktayı da açık bırakıyor. Kanellopulos Müzesi

Bu küçük kompozisyonun tadını çıkarmak için simgenin bütün anlamlarını çözmek gerekmiyor. Bir çiçek, arkadaki bağlantı, kayıtlara geçmiş bir değer… Her ayrıntı, tokayla biraz daha uzun vakit geçirme isteği uyandırıyor. Yüzeyin güzelliği ilk bakışta karşılık buluyor; müze kayıtları ise o bakışa derinlik kazandırıyor.